ERMENİ İDDİALARI VE TARİHİ GERÇEKLER

İçerikERMENİ İDDİALARI VE TARİHİ GERÇEKLER

                                                 Prof. Dr. Ramazan TOSUN ·

Türk-Ermeni ilişkileri, Türklerin Anadolu’yu fethiyle başlamıştır. Ermeniler, Selçuklu Devleti döneminde Türk hakimiyetine girdikleri günden itibaren, daha önce görmedikleri bir hoşgörüye ve sahip olmadıkları imkânlara kavuşmuşlardır. Bu durum Osmanlı Devleti döneminde gelişerek devam etmiştir. Osmanlı ülkesindeki Ermeniler, kendi dinî liderlerini seçme, sosyal müesseseleri açma ve idare etme, kendi açtıkları okullarda Ermenice ile kendi geleneklerine ve inançlarına göre eğitim yapma hakkına sahip idiler.

Osmanlı tebaası Ermeniler, XIX. Yüzyılın ortalarına kadar kendilerine sağlanan bu imkânlar ile millet-i sadıka olarak, hem kültürel, hem de ekonomik yönden Osmanlı toplumunun en gelişmiş unsurlarından biri olmuşlardır. O zaman bu imkanlara rağmen Ermenileri kimler, niçin isyan ettirdiler ?

Osmanlı Devleti’ni parçalamak, onun toprakları üzerinde kendilerine bağımlı, minnettarlık hisleriyle bağlı devletçikler kurdurmak gayesinin bir parçası olarak bizim irademizin dışında tezgahlanan  ve aynı güçlerce sahneye konulan Ermeni Meselesinin sebeplerini ve aktörlerini gözden geçirelim :

Ermeni Meselesi, müstakil bir konu değildir, Türk milletinin meselesi de değildir. Suni olarak ortaya çıkarılan bu mesele Şark Meselesi’nin bir parçasıdır.

Şark Meselesi, Türk Milleti ve devletlerine ( Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ) karşı Batılı emperyalist devletler ile son yüzyıllarda Rusya  tarafından takip edilen, temelinde Batı emperyalizminin, Türk düşmanlığının, İslâm aleyhtarlığının yattığı politikanın adıdır.

Batı dünyası adını dahi 1815 Viyana Konferansı’nda kendinin koyduğu bu politikasını hayata geçirebilmek için her türlü metodu ve unsuru kullanmıştır [1].

İşte Ermeniler, kullanılan bu unsurlardan bir tanesidir. Dolayısıyla, Ermeni Meselesi Batılıların Şark Meselesi dedikleri ve hedefi  Türkiye’yi tekrar Anadolu coğrafyası haline getirmek olan politikalarının bir parçasıdır.

Ermeni Meselesinin sebepleri arasında emperyalizm  de  yer almaktadır. Ermeni Meselesinin çıkartılmasında rol oynayan emperyalist devletlerin başında da İngiltere ve Rusya gelmektedir.

İngiltere, Ermeni Meselesine müdahale etmek ve onu kendi lehine yönlendirmekle hem Rusya’nın elinden önemli bir kozu almış, hem de Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışabilmek için yeni bir bahane bulmuş  olacaktır.

Ermenilere ilk el atan devlet Rusya’dır. Rusya, Çar Deli Petro’dan itibaren bir dünya devleti olabilmek ve devrin güçlü devletleri olan İngiltere ve Fransa ile yarışabilmek için bir taraftan bulunduğu coğrafyada topraklarını genişletirken, diğer taraftan Boğazlar, Doğu Anadolu ve Balkanlar yoluyla sıcak denizlere inmeye çalışmıştır. Rusya için Ermeni Meselesi  bu politikanın bir parçasıdır. Rusya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da  kendine bağımlı kukla  bir Ermeni devleti kurdurarak, Kafkasları tam kontrol altına almayı ve Orta Doğu’ya, Basra Körfezi’ne, dolayısıyla da sıcak denizlere inmeyi plânlamıştır.

Ancak, Rusya’nın bu politikası İngiltere’nin çıkarlarıyla çatışmaktadır. Bunun için İngiltere, Rusya’nın elinden bu kozu almak için Ermeni Meselesindeki yerini almış, böylece  iki emperyalist devletin nüfuz mücadelesi neticesinde  Ermeniler isyana teşvik edilmiş ve olaylar başlamıştır. İngiltere, batıda Balkanlı ulusları, doğuda ise Ermenileri kullanarak Basra Körfezi ve Akdeniz’e inmek isteyen Rusya ile kendi nüfuz bölgesi arasında tampon bir Ermeni devleti kurdurtarak, Ruslarla Ermenileri çarpıştırmak istiyordu.Aslında her iki devletin de amacı Ermenilerin bağımsız bir devlet olmasını sağlamak değil, onları kendi nüfuzları altına alarak kullanmaktır [2].

Tarihlerinin hiç bir döneminde gerçek anlamda devlet kuramayan, dolayısıyla azınlık olarak yaşamaktan kurtulamayan Ermeniler [3]  1877-1878  Osmanlı-Rus Harbi ve daha sonraki gelişmelerden iyice cesaretlenerek  Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da  bağımsız bir Ermeni devleti kurma hayaline kapılarak, kendilerini Bizans’ın asimilasyonundan kurtarıp, kültürlerini, dinlerini korumalarını, kısaca, bugün Ermeni toplumu ismi altındaki varlıklarını borçlu oldukları Türk milletine ve Devletine karşı haince ve gaddarca hareketlerini artırmışlardır.

Bu tutumlarını, yine kendilerinin çoğunlukta oldukları asıl Ermenistan’ı işgali altında tutan Rusya’nın teşvik ve kışkırtmaları ile I. Dünya Savaşı yıllarında da devam ettirmişlerdir. Rusya’nın ve Batılı devletlerin kendilerini maşa olarak kullandıklarını ve iki yüzlü bir politika takip ettiklerini anlamamışlardır. Oysa şu ifadeler Rusya’nın nasıl iki yüzlü politika izlediğinin sadece iki örneğidir.  Erzurum olayları sırasında oradaki Rus konsolosu Vali Semih Bey’i ziyarete gelmiş ve böyle asi bir halkı Rusya’da olsa mutlaka kırarlar derken,  aynı konsolos kendisiyle görüşen Ermeni komitecilerine de Türkiye gibi vahşi bir hükûmetin idaresi altında yaşamağa değmez  demiştir [4].

Şu da unutulmamalı ki, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, I. Dünya  Savaşı yıllarında da Ermenileri kışkırtıp, onların ihtiraslarını körükleyip işgal ettiği Türk topraklarında binlerce Türk’ü katletmelerine sebep olan Çarlık Rusya’nın devamı olan Sovyet Rusya, 1970’li yıllarda ASALA gibi Ermeni terör örgütlerini yetiştirip, onlara siyasî ve malî yardım yaparak Türkiye üzerine salmıştır [5] .

Ermeni Meselesinin  çıkartılmasında rol oynayan bir diğer devlet de Fransa’dır. 1853 Kırım Savaşı ve 1856 Paris Konferansı’nda Rusya’nın emellerine, İngiltere ve Fransa’nın da askerî ve diplomatik baskılarıyla son verilmişse de bu defa da Ermeniler üzerindeki tahrikler bu üç devlet arasında bir rekabete dönüşmüştür [6] .

I. Dünya Savaşı sonunda Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmını ve Çukurova’yı işgal eden Fransa, daha önce Türk milletine ve Devletine karşı suç işleyerek Lübnan taraflarına kaçan Ermeni katillerini işgal ettiği ve güvenliği kendisinin teminatı altında olması gereken Türk beldelerine toplayıp gelmiş ve buralarda binlerce Türk’ü  katlettirmiştir. 1970’li yıllarda tıpkı Rusya’nın yaptığı gibi Ermeni terörüne her türlü desteği vermiştir. Aynı Fransa, dedelerini I. Dünya Savaşı sonlarında Ermenilere katlettirdiği bölge insanın bugün güya haklarını savunmaya soyunmaktadır.

Bu bir devlet için, medenî olduğunu iddia eden bir millet için yüz kızartıcı misallere Fransa’nın Kuzey Afrika ülkelerinde yaptıklarını da ilâve etmek lâzımdır.Kendi anavatanlarında, XX. Yüzyılın ortasında bağımsız olmak isteyen yüzbinlerce Cezayirli, Tunuslu Fransa tarafından katledilmiştir.

O zaman, Fransa’nın Ermeni meselesindeki rolünü, iyi niyetlerle bir toplumun bağımsızlığını savunmak gibi değerlendirmek mümkün değildir. O da, tıpkı diğerleri gibi, Osmanlı Devleti üzerindeki politikalarını tahakkuk ettirebilmek için Ermenileri vasıta olarak, piyon olarak kullanma yoluna gitmiştir [7] .

Ermeni Meselesinin çıkartılmasında  Amerika’nın da etkisi vardır. Amerika daha çok misyonerlik faaliyetleriyle  rol oynamışlardır.  Osmanlı ülkesinde faaliyet gösteren Amerikalı misyonerlerin ilk ilişki kurduğu kişiler Ermeniler olmuştur. Amerika, okullarını da Ermeni ve Rumların yaşadığı yerlerde açmıştır [8].

Ermenilerin millî şuurla ve Hıristiyanlık taassubuyla yetiştirilmeleri Amerikan misyonerlerinin ilk amacı olmuştur. Türklere yönelik önyargı Avrupa ve Amerika’da yüzyıllardır süregelmekteydi. Ancak, Birinci Dünya Savaşı esnasındaki anti-Türk propaganda, savaş süresince işbirliğine giden Amerikan misyoner kuruluşları ve Büyük Britanya propaganda ofisleri tarafından özellikle geliştirildi ve genişletildi.

Burada misyoner propagandalarının etkilerini tartışmak yerine, savaş boyunca misyonerlerin Türkleri karalama konusunda gösterdikleri yoğun çabanın anlaşılabilmesi daha önemlidir. Bunun bir nedeni, misyoner faaliyetlerin, başlangıcından  itibaren Müslüman karşıtı bir retoriği içeren eski geleneğin bir parçası olmalarıdır.Ancak, savaş sırasında motivasyon sağlayan bir başka etken daha ortaya çıkmıştır : 19. yy.ın sonlarından itibaren Amerikan Yurtdışı Misyonerler Komiserliği Masası’nın (The American Board of Commissioners for Foreign Missions ) yurtdışındaki misyonerlik çalışmaları artık bir nevi Ermeni davası haline gelmeye başlamıştır [9] .

Bu misyonerlerin  en büyük başarısı Robert Koleji’nin açılmasından sonra görülmüştür. İstanbul’daki kolej, Cyrus Hamlin tarafından kurulmuştur. İlk öğrencileri Ermeni ve Bulgar gençlerden oluşmuştur. Bu kolejden mezun olanlar, zamanla ünlü komitacı liderler haline gelmişlerdir. Daha ziyade Ermenilerin bulundukları yerlerde kurulan bu misyonerlik teşkilâtlarındaki öğretmenler bir taraftan Ermeni gençlerini azgın bir  Türk düşmanı yetiştirirken, diğer taraftan onlara silâh yapmasını öğretmişlerdir[10].

Osmanlı ülkesinde faaliyet gösteren misyonerlerden birisi olan Seymour, Amerikalıların bulundukları ülkelerin kanunlarına uymak zorunda oldukları halde Osmanlı Devleti’ne karşı kendilerinin tavır aldıklarını Ermenilere açıktan taraf olduklarını itiraf etmiştir. Cyrus Hamlin ise ; Ermeni sorununu Avrupa büyük devletlerinin yarattığı yapay bir gelişme olarak niteleyip konunun oluşmasında dışarıdan yönlendirilen Ermeni ihtilâl komitelerinin rolüne işaret etmiştir. Yargısını Ermeniler bu meselede oyuna geldiler, diye açıklamıştır [11] .

Başından sonuna kadarki Ermeni olayları incelendiği zaman bunların plânlayıcı ve idarecilerinin Ermeni din adamları olduğu görülmektedir. İsyanların merkezi olarak daima karşımıza Ermeni Patrikhanesi ve kiliseleri çıkmaktadır [12].

Ermeni din adamlarının isyanlardaki rolünü Rus Generali Mayewski  şöyle değerlendirmektedir :

Ermeni din adamlarının dinî eğitim konusundaki çalışmaları ise hemen yok gibiydi. Buna karşılık, Ermeni papazları milliyetçilik fikirlerini yaymak için çok çalışmışlardır. Yüzyıllardan beri, ilâhî hizmetlerin yerine Müslümanlara karşı Hıristiyanların dinî düşmanlıklarının aşılandığı esrarengiz kiliselerin duvarları arasında bu tür fikirler gelişmiştir. Okullar ve seminerler, dinî liderlerin bu eserine büyük ölçüde yardım etmişlerdir. Doğu Hıristiyanları gibi kiliseleri de, Hıristiyanlığın kaidelerini ve ananelerini bir tarafa bırakarak, millî propagandayı başlıca meşguliyetleri haline getirmişlerdir [13].

Ermeni kilisesi, varlığını devam ettirebilmek için bir Ermeni devletinin kurulmasına  çalışmıştır. Dolayısıyla, Ermeni Devleti fikrini doğuran, Ermeni toplumu değil, Ermeni kilisesidir. Varlığını sürdürmeyi ve imtiyazlarını kaybetmemeyi bağımsız bir Ermeni devletinin kurulmasında gören Ermeni kilisesi, yukarıda bahsedilen dış güçlerle de işbirliği yaparak, Osmanlı topraklarındaki isyanların hazırlayıcısı olmuştur.

Ermeni isyanlarını organize etmek, başlatmak ve idare etmek üzere Hınçak ve Taşnak  adlarında iki Ermeni komitesi kurdurulmuştur. Hınçak  Komitesi Kafkasyalı Ermenilerden Avedis Nazarbeg ve hanımı tarafından 1887 yılında İsviçre’de  kurulmuştur. Komite Marksist bir Ermeni Devleti kurmak istemektedir [14] .

Hınçak  Komitesinin amaçlarını  kurulduğu yıllarda  yayınladığı programı ortaya koymaktadır. Bu programa göre  :

1. Komitenin ilk hedefi  Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devleti kurmaktır.

2. Bu hedefe ihtilâl yoluyla varılacaktır.

3. Hedefe varmak için kullanılacak metot propaganda, tahrik ve tedhiş olacaktır.

4. Hükümete karşı gösteri, vergileri ödememe ve ıslahat isteme yollarıyla tahrik gerçekleştirilecektir.

5. Hedef sadece Osmanlı Hükümeti olmayacaktır, aynı zamanda Hükümet için çalışan Türkler ve Ermeniler ile casus ve muhbirler de hedef olacaklardır.

6.  İhtilâl , Türkiye savaşı girdiği zaman gerçekleştirilecektir [15].

Yine Hınçak Komitesi tarafından Aralık 1914 tarihinde  yayınlanan bildiride, Osmanlıyı mahvetmek üzere savaş alanına indikleri kaydedildikten sonra , Hınçakyan  Komitesi de, milletlerin varlığının söz konusu olduğu bu büyük savaşta, kendi maddî ve manevî kuvvetlerini toplayarak, ihtilâl kılıcı ile Dünya Harbi’ne katılacak ve Üçlü İtilâfın özellikle Rus kuvvetlerinin müttefiki sıfatıyla ; emrindeki bütün vasıtalar ve ihtilâl güçleri ve siyasî kuvvetlerle, Ermenistan’da, Kilikya’da, Kafkasya ve Azerbaycan’da Müttefiklerin zafer kazanmalarına yardım etmek suretiyle, gerek kendi ve gerek medeniyet namına olan vazifesini, yurtseverliğin gerektirdiği şartları kendine rehber kabul ederek yapacaktır.

Ermeniliğin büyük kurtuluş gayesi uğrunda hayatlarını feda edecek kahramanlar, maddî ve manevî kuvvetleriyle bu umumî maksat için meydana atılsınlar ! Bu suretle Ermenilik de, yarın toplanacak olan kongreye, hem medeniyet ve hem de kendi davası için döktüğü kanla iftihar eder bir vaziyette çıksın. Siyasî hürriyetlerini elde etmeye ve yaşamaya hakkı olduğunu ispata çalışsın ve kan döktüğü vatanı ile, Üçlü İtilâfın rızası uyarınca verilen bağımsızlığını temin etsin. Hürriyet güneşi doğarak, bundan etrafa hak, adalet, hürriyet,kardeşlik nuru saçılsın [16] .

Ermeni isyanlarında rol oynayan bir diğer komite de 1890 yılında Kafkasya’da kurulan Taşnak Komitesi’dir.  Söz konusu  komite, şubelerine verdiği bir emirde ; Türk’ü, Kürd’ü her yerde, her türlü şerait altında vur. Mürtecileri, ahdinden dönenleri, Ermeni hafiyelerini, hainleri öldür, intikam al [17] demektedir.

Aslında Cyrus Hamlin’in şu değerlendirmesi Ermeni çetelerinin gerçek niyetlerini ortaya koymaktadır :

Bir Ermeni, Rusların Anadolu’ya girerek orayı zaptetmeleri için yol hazırladıklarını söyledi. Bunun için çok kuvvetli ümitleri bulunduğuna beni temin etti.

Bunun nasıl olacağını sorduğum zaman bütün Türkiye İmparatorluğu’nda teşkil edilmiş çeteler Türkleri ve Kürtleri öldürmek için fırsat gözetecekler. Bunlar, köyleri yakacaklar, sonra dağa çıkacaklar. O zaman Müslümanlar ayaklanacak, müdafaasız Ermenilere  hücum edecekler. Rusya, insaniyet ve Hıristiyan medeniyeti namına Türkiye’ye gelecek ve Anadolu’yu zaptedecek…[18]

Günümüzde Ermeni çevreleri ve  hala onları kullanarak Türkiye üzerinde oyun oynamaya çalışan  güçler  Ermenilerin Tehcir Kanununun çıkması üzerine isyan ettiklerini ileri sürmektedirler. Yukarda izah edildiği gibi, Ermeni komiteleri köylere kadar teşkilâtlanarak ve bütün Ermenileri silahlandırarak  ihtilâl için Osmanlı Devleti’nin  en zor anını beklemeye başlamışlardır. Bu arada bir çok yerde isyanlar çıkarttıkları gibi işi saray çevresinde Padişaha suikast düzenlemeye kadar götürmüşlerdir. Ermeni komiteleri, 1890-1915 yılları arasında Erzurum, Merzifon, Yozgat, Kayseri, Sason, Zeytun, Van ve Adana isyanlar çıkartmışlardır. Bütün bu tarihî  gerçekler ortaya iken Ermeniler, Tehcir Kanununun çıkarılması üzerine isyan etmişlerdir demek, sadece Ermeni çevrelerin sözcülüğünü, piyonluğunu yapmak demektir.

Ermeni Komiteleri, köylere kadar teşkilatlanıp, Ermenileri silahlandırarak kendi ifadeleri ile Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesini, böylece Devletimiz en zor ve güçsüz durumda iken Rusya’nın da yardımı ile  harekete geçmek için hazırlıklarını sürdürmüşlerdir. I. Dünya Savaşı başladıktan ve Osmanlı Devleti savaşa girdikten sonra tedhiş hareketlerine hız vermişler, fırsat buldukları yerlerde katliâmlara girişmişlerdir. Bir taraftan da Ermeni Patrikhanesi, bilhassa Rusya’yı Osmanlı Devleti aleyhine tahrik etmeye devam ederken, komiteler şubelerine şu emri vermiştir:

  Rus ordusu hududdan ilerler ve Osmanlı askerleri çekilirse her tarafta birden eldeki vesait ile kıyam olunacak, Osmanlı ordusu iki ateş arasında bırakılacak, mebanî ve müessesat-ı  emiriyye bombalarla berheva edilecek, yıkılacak, Hükûmetin kuvveti dâhilde işgal olunacak, levâzım kafileleri örülecek(tir). Bilakis Osmanlı ordusu ilerlerse, Ermeni askerleri silahlarıyla Ruslara iltica edecek ve kıtalarından firarla çeteler teşkil edeceklerdir [19] .

İşte bu ve benzeri talimatlardaki ifadeler, hem Ermenilerin gerçek niyetlerini, hem de dolayısıyla Tehcir olayının gerçek mahiyetini ortaya koymaktadır.Savaşın başlaması ve Osmanlı Devleti’nin bu savaşın içerisinde yer alması, yıllardır böyle bir anı bekleyen ve bunun için her türlü hazırlığı yapan Ermeni komiteleri için kaçırılmaz bir fırsat kabul edilmiştir.Hele hele bu savaşta Rusya’nın bizim karşımızda olması Ermeniler için bulunmaz bir fırsat olmuştur. Dolayısıyla daha ilk günlerden itibaren ihanetlerine başlamışlardır [20] . Zeytun, Kayseri, Bitlis, Erzurum, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Ankara, Van, İzmit, Adapazarı, Hüdavendigâr, Adana, Halep, İzmir ve Canik’te isyanlar çıkarmışlardır [21] .

Hükümet, bu isyanları mahallinde halletmeye çalışmıştır. Ancak Van’ın düşmesi üzerine,  11 Nisan 1331 / 24 Nisan 1915 tarihinde  Ermeni komitelerinin kapatılması kararını almış ve uygulamaya koymuştur [22] .

Bilindiği gibi, hem Ermeni teröristleri, hem de onları destekleyen devlet ciddiyetinden mahrum bazı Batılı devletler bu tarihi güya soykırım  tarihi olarak kabul etme eğilimindedirler. Tabii ki bunu ciddiye almak mümkün değildir. Osmanlı Devleti, üstelik de savaş içerisinde, kendi varlığını hedef alan terör yuvalarını kapatmıştır.

Ancak, bu tedbir de Ermeni  olaylarının önüne geçememiştir. Bunun üzerine, Hükümet, Tehcir Kanunu olarak bilinen şu dört maddelik kanunu çıkarmak ve yürürlüğe koymak mecburiyetinde kalmıştır :

Madde  1 : Vakt-ı seferde ordu ve kolordu ve fırka kumandanları ve bunların vekilleri ve müstakil mevki kumandanları ahali tarafından herhangi bir suretle evâmir-i hükûmete ve müdafaa-i memlekete ve muhafaza-i asayişe müteallik icrâât ve tertibata karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve mukavemet görülürse derekab kuvva-i askeriye ile en şiddetli surette tedibat yapmaya ve tecavüz ve mukavemeti esasından  imha etmeye me’zun ve mecburdurlar.

Madde  2 : Ordu ve müstakil kolordu ve fırka kumandanları icabat-ı askeriyeye mebni veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kura ve kasabât ahalisini münferiden veya müctemian diğer mahallere  sevk ve iskân ettirebilirler.

Madde    3 : İşbu kanun tarih-i neşrinden mu’teberdir.

Madde  4 : İşbu kanunun meriyyet-i ahkâmına Başkumandanlık Vekili ve Harbiye Nazırı memurdur  [23] .

Görüldüğü gibi, kanunda herhangi bir toplumun adı zikredilmemiştir. Savaş sırasında bir çok ülkede olduğu gibi, cephenin gerisini güvenlik altına almak için güvenliği bozanlar geçici olarak başka bölgelere nakledilecektir.

Tehcir Kanunu çıktıktan sonra da birtakım talimatnâmeler yayınlanarak, tehcirin huzur içinde ve tehcir edilecekler mağdur olmadan yapılması için alınması gerekli tedbirler mahallî makamlara bildirilmiştir. Söz konusu talimatnâmelerde şu hususlara  dikkat çekilmiştir :

1.      Nakledilen Ermeniler,  taşınabilir değerli eşyalarını ve hayvanlarını yanlarında götürebileceklerdir.

2.      Nakledilen Ermenilerin, can ve mal güvenlikleri o güzergâhtaki idarecilere aittir ve onlar sorumlu olacaklardır.

3.      Tehcir edilenlerin  iskân edileceği yerleşim birimlerinin sağlık şartlarına ve ziraata uygun olmasına dikkat edilecektir.

4.      Tehcir edilenleri iskân etmek üzere uygun boş arazi bulunamazsa mirî arazi statüsündeki çiftlik ve köyler bu amaçla kullanılabilecektir.

5.      Tehcire tabi olan kişilerin iskân edileceği  yere kadarki iâşe masrafları Hükümete aittir.

6.      İskân edilen her aileye, tehcirden önceki iktisadî durumları da göz önüne alınarak  uygun arazi verilecektir.

7.      Zanaat erbabına ihtiyaç halinde gerekli sermaye ve alet verilecektir [24] .

Bu tedbirlerin yanında, Ahar Mahallere Naklolunan Eşhasın Emval, Düyun ve Matlubat-ı Metrûkesi Hakkında Kanun-ı Muvakkat   adlı kanun çıkarılmış ve 14 Eylül 1331 / 27 Eylül 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre ; 14 Mayıs 1331 tarihli Kanun-ı Muvakkat hükmünce ahar mahallere nakledilen eşhas-ı hakikiye ve hükmiyenin terk etmiş oldukları emvâl ve matlubât ve düyûn bu husus için müteşekkil komisyonların her şahıs için ayrı ayrı tanzim edecekleri mazbatalar üzerine mahkemelerce tasfiye edilecektir [25] .

Tehcir edileceklerin satılması gereken mallarının ucuza gitmemesi, dolayısıyla zarara uğramamaları için de tedbirler alınmıştır. Tehcire tabi tutulacak Ermenilerin mallarının gerçek değerinin altında satılmaması sağlanmıştır. Ermenilerin yanlarında götürmek istedikleri mallarının götürülebilmesi için gerekli tedbirler alındığı gibi götüremedikleri mallarının onların hesabına muhafazası temin edilmiştir [26].

Ayrıca tehcire tabi tutulan Ermenilerin iskân edildikleri yerlerde nüfusun % 10’unu geçmemesine dikkat edilmiştir [27] .

Tehcir uygulaması bütün Ermeniler için söz konusu değildir. Sağlık durumu müsait olmayanlar ile Katolik ve Protestan  mezhebindekiler, askerler, memurlar, tüccarlar, mebuslar ve yetim çocuklar tehcire tabi olmamışlardır [28].

Adana, Ankara, Aydın, Bolu, Bitlis, Bursa, Canik, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Erzurum, İzmit, Kastamonu, Kayseri, Karahisar, Konya, Kütahya, Elazığ, Maraş, Niğde, Samsun, Sivas, Trabzon ve Van’dan Diyarbakır, Cizre, Halep, Rakka, Musul gibi yerlere yapılan sevkiyat kış sebebiyle 25 Kasım 1915 tarihinde geçici olarak, daha sonra da tamamen durdurulmuştur [29] .

Ermenileri kullanarak Osmanlı ülkesi üzerindeki emellerini tahakkuk ettireceklerini düşünen İtilâf Devletleri, Tehcir Kanunu ile maşalarının ihanetlerinin önlendiğini görünce harekete geçmişler ve Osmanlı Hükümetini protesto etmişlerdir. Hala tekrarlamaya devam ettikleri  Türklerin Ermenileri katlettiği iftirasını dile getirmişlerdir.  Osmanlı Hükümeti bu iddia ve iftiralara gerekli cevabı vermiştir. Buna rağmen, Ermeni isyanlarının çıkmasında ve binlerce Türkün komitacılar tarafından katlinde birinci derecede sorumlu olan  çevreler  Türk’ü, Türk Devletini karalama kampanyalarına devam etmişlerdir. Şimdi söz konusu iddia ve iftiraları gözden geçirelim :

Tehcirle ilgili iddiaların başında  Ermeni nüfusu ve ölenlerin sayısı gelmektedir. 1915 yılından günümüze gelinceye kadar, hem Ermeni nüfusu, hem de ölenlerin sayısı devamlı artırılmıştır.  Ermeniler, hiçbir zaman yaşadıkları bölge  ve şehirde çoğunluk durumunda olmamışlardır. 1905 yılında başlanılıp, 1914 yılında tamamlanan ve  gayr-i müslim üyelerin de bulunduğu komisyonlar tarafından yapılan  Nüfus İstatistiğine göre,  Osmanlı Devleti’nin genel nüfusu 16. 143.746 kişi iken Ermenilerin sayısı 1.234.671 ‘dir [30] .

Tehcir döneminde  çeşitli sebeplerle ölen Ermenilerin sayısını bu rakamdan hareketle bulmak mümkündür. Bu dönemde Ermenilerden, 345.000 kişi Kafkasya, 140.000  Suriye, 120.000 kişi Yunanistan ve Adalar, 40.000 kişi Bulgaristan, 50.000 kişi İran, 50.000 kişi Lübnan, 10.000 kişi Ürdün, 40.000 kişi Mısır, 25.000 kişi Irak ve 35.000 kişi Fransa, Amerika, Kanada gibi ülkelere göç etmişlerdir.  1927 yılında yapılan nüfus sayımına göre Türkiye’de 123. 602 Ermeni mevcuttur. Değişik ülkelere göç eden Ermenilere 1927 sayımında Türkiye’de bulunanların sayısını ilâve ettiğimiz zaman yaklaşık 1.000.000 rakamı ortaya çıkmaktadır.  Bu rakamı 1914 sayımındaki Ermeni nüfusu olan 1.234.671’den çıkardığımız zaman kayıpların sayısı yaklaşık 230.000  kişi olarak ortaya çıkmaktadır [31].

Günümüzde Ermeni çevreleri ve onları halâ politikaları istikâmetinde maşa olarak kullanmaya devam eden çevrelerin Ermenilerin kayıpları olarak verdikleri rakam, o tarihteki genel Ermeni nüfusundan daha fazladır. Dolayısıyla bu iddiaların ve bu çevrelerin ne kadar ciddiyetsiz oldukları ortadır.  Kaldı ki, 230.000 kişinin hepsi tehcir uygulaması sebebiyle kayba uğramamıştır. Ermeni çeteleri, önce Kafkaslarda Rus ordusunun saflarında, daha sonraki dönemlerde de  Güneyde Fransız ordusunun içinde Türk ordusuna karşı savaşmışlardır. Kendi ülkesini işgale çalışan orduların safında Türklere karşı savaşırken ölen Ermeni çetecilerinin sorumluluğunu ne tehcir uygulamasına, ne Türk  Devletine, ne de Türk milletine yüklemek mümkün değildir. Ayrıca, Ermeni çeteleri kendilerine destek veremeyen soydaşlarını da katletmişlerdir. Böylece hem korku salarak bütün Ermenileri sindirip, yanlarına çekmiş olacaklar, hem de Avrupa kamuoyunda bunları Türkler öldürdü diyerek propaganda  yapacaklardır. Bu amaçlarla birçok Ermeni, yine bizzat Ermeni çeteleri tarafından katledilmiştir.

O dönemlerde, sadece Ermenilerin değil, her grubun nüfus kaybında rol oynayan diğer bir husus da sağlık şartlarıdır. Ama bu sadece Ermeniler için geçerli değildir,  Türkler de en az Ermeniler kadar salgın hastalıklardan zarar görmüşlerdir.

Günümüzde çarpıtılan konulardan biri de Ermeni olaylarının başlangıç tarihidir.  Daha önce de bahsedildiği üzere, Ermeniler 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra  değişik tarihlerde ellerine fırsat geçtikçe muhtelif yerlerde olaylar çıkarmışlar,  sadece güvenlik güçlerini değil, aynı zamanda sivil halkı da hedef almışlardır.

Tehcirden sonraki günlerde gündeme getirilen mesnetsiz iddialardan bir diğeri de  Ermenilerin zorla Müslümanlaştırıldıklarıdır. Bunun üzerine Cemiyet-i Akvam bir araştırma yapmış ve bu iddianın yalan olduğunu ortaya koymuştur [32]. Yine bu iddialar üzerine Dahiliye Nezareti yaptırdığı araştırmanın sonuçlarını yayınlamıştır. Buna göre, Ermenilere  Müslümanlaştırmak üzere baskı yapılmadığı, tam tersine bir çok Türk çocuğu Ermeniler tarafından zorla  kendi yetimhanelerine kapatıldığı ortaya çıkmıştır [33].  Şayet Osmanlı Devleti’nin,  Ermenileri zorla Müslümanlaştırma gibi bir niyeti ve politikası olsaydı, bunu uygulamaya koyacak tarih herhalde Mütareke dönemi değildir. Osmanlı bunu en güçlü zamanlarında yapardı ve 500 yıl boyunca bu asimilasyonu gerçekleştirirdi. Bu mesnetsiz iddia, hem Ermeni, hem de onları destekleyen Rusya ve Avrupalı devletlerin ciddiyetsizliğini, samimiyetsizliğini ve basitliğini ortaya koymaktadır. Şayet Ermeniler, millî kimliklerini koruyarak günümüze kadar gelebilmişlerse bunu büyük çapta Türk milletine ve Türk Devletlerine borçludurlar. Bu gerçeği göz ardı ederek, Osmanlı Devleti’nin en güçsüz yıllarında İtilâf Devletlerinin desteğindeki Ermenileri zorla Müslümanlaştırmaya kalktı demek  ya demagoji, ya da Türk Tarihini, Türk’ü bilmemek demektir.

Bilindiği üzere  Mondros  Ateşkes Anlaşması, İttihat ve Terakki Partisi iktidarının  da sonu olmuştur. Mütareke dönemi olarak da adlandırılan  bu tarihlerde artık Hürriyet ve İtilâf Partisi söz sahibidir. Söz konusu dönemde, Ermeni  çeteleri, hem iç, hem de dış kamuoyunda  kendilerini mazlum, Osmanlı idarecilerini ve Türk milletini suçlu göstermek için yoğun bir karalama kampanyasına girişmişlerdir. Bir taraftan da ellerine geçen bu fırsattan faydalanarak, tarih boyunca kuramadıkları Ermeni devletini kurmak için harekete geçmişlerdir. Ermeniler adına Bogos Nubar Paşa 30 Kasım 1918 tarihinde İtilâf Devletlerine müracaat ederek, kendilerinin ve Cemiyet-i Akvam’ın himayesinde bağımsız bir Ermeni devleti kurulmasını onlardan talep etmiştir [34].  Maalesef Hürriyet ve İtilâf Partisi de bu oyuna alet olmuştur. Hürriyet ve İtilâf Partisi mensuplarına, bilhassa Damat Ferit Paşa’ya göre ; kendisinden önceki devrede işbaşında bulunanlar İttihatçıydı ; şu halde suçluydular. Cezalarını çekmeleri lâzımdı [35].

Damat Ferit ve taifesinin şuursuzluktan dolayı yaptıkları gafları Paris Sulh Konferansı’nda Osmanlı Devleti’nin aleyhine koz olarak kullanılmıştır.

Aynı zamanda, Türk milletinin var olma mücadelesi olan Millî Mücadele’yi  bile İttihatçılık olarak  değerlendiren ve suçlayan bu çarpık zihniyetin sayesinde, Ermeni komiteciler, daha önceki dönemde önlerinde engel teşkil eden, Türk milletini  ve Devleti korumak için vazifelerini yapan görevlilerin bir bir cezalandırılması yolunda  propaganda başlatmışlar ve başarılı da olmuşlardır. Bu dönemde, neredeyse , savaş sırasında devletine, milletine ihanet etmeyen, İtilâf Devletleri’nin politikalarının oyuncağı olmayan görevliler suçlu ilân edilmişlerdir.

Bu gelişmelerden sonra  İtilâf Devletleri’nin isteği üzerine, Şubat 1919 tarihinde Mahmut Hayrettin Paşa’nın başkanlığında  kurulan Divan-ı Harp, yargılamalara başlamıştır. Geçmişte ihaneti görülen Ermeni Patrikhânesi’nin yeni Patriği Zaven Efendi’nin İtilâf Devletleri Hükûmet Komiserlerinin ve özellikle İngiliz Yüksek Komiserinin çoğu defa suçu olmayan kimseleri ihtiva eden listeleri yeni Osmanlı Hükümetine vermesi ve bunların tahkikât yapılmadan çıkarıldıkları askerî mahkemelerce peşinen suçlu sayılmaları üzerine birçok Türk, işlerini kaybetmiş, çeşitli cezalara çarptırılmış veya idam edilmiştir [36].

Bir süre sonra, mahkeme başkanın Sadrazam Damat Ferit Paşa ile ters düşüp  istifa etmesi üzerine Nemrud diye bilinen Kürt Mustafa Paşa  bu göreve getirilmiştir. Bir mahkeme başkanından daha ziyade, savaş sırasında ortalığı kana bulayan Ermeni çetecilerinin avukatı gibi davranan bu kişi, daha sonra da  Kürt Teali Cemiyeti  içerisinde yer almıştır [37].

Burada bir hususa işaret etmekte fayda vardır. Gerek İtilâf Devletleri’nin  ve Ermeni çetelerinin isteğiyle kurulan ve onları memnun edecek  şekilde çalışan  söz konusu mahkemeler, gerekse  İstanbul’un işgali yıllarında bizzat İtilâf Devletleri, tehcir konusunda Türk milleti ve Osmanlı Devleti aleyhine bir  belge bulamamışlardır. Olayın üzerinden kısa bir süre geçmesine ve ellerinde bu imkânlar olmasına rağmen, Türk  Devletinin tehcir konusunda suçlu olduğuna dair tek bir belgeye dahi ulaşamayan Batılı çevrelerin günümüzde  Ermeni iddialarını ispatlamaya çalışmaları,  tam anlamıyla  kendilerine  yakışır bir tavırdır.

Günümüzde,  vaktiyle Hınçak  ve Taşnak  çetelerinin ortaya attığı, başta İngiliz ve Amerikalı olmak üzere Batılı misyonerlerin  propagandasını yaptıkları iddialar  bu defa da Türkiye Cumhuriyeti’ni mahkum etmek için kullanılmaktadır. Bu çirkin oyunun aktörleri, Ermeni Meselesinin  çıkartılmasında rol oynayan  devletlerdir. Söz konusu devletler, sun’î  olarak ortaya çıkarttıkları bu meseleyi, Türkiye’nin milletlerarası ilişkilerinde  kullanma gayreti içerisindedirler. Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesini  ve Kafkasya ile Orta Asya’da ön plâna  çıkmasını istemeyen devletler ve çevreler bu sözde meseleyi her fırsatta Türkiye’nin önüne çıkarmaktadırlar.

 KAYNAKLAR

Akgün, Seçil,  Amerikalı Misyonerlerin Anadolu’ya Bakışları, OTAM, S : 3, Ankara 1992

————–, Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesinde Rolü, Türk Kültürü Araştırmaları, Yıl : XXXVII/ 1-2, Ankara 1989

—————,  Kendi Kaynaklarından Amerikalı Misyonerlerin Türk Sosyal Yaşamına Etkisi ( 1820-1914 ), Türk Tarih Kongresi, C. V, 22-26 Eylül 1986

Akyüz, Yahya , Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu 1919-1922, 2. bas. TTK, Ankara 1988

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye Şifre, no . 54

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye Şifre, no . 55

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye Şifre, no. 57

Birand, Mehmet Ali , Ermeni Terörü, İstanbul 1983

Cemiyet-i Akvam ve Türkiye’de Ermeni ve Rumlar, İstanbul 1337

Çay,  A. Halûk,  Her Yönüyle Kürt Dosyası, 4. bas. Ankara 1996

Deliorman, Altan, Türklere Karşı Ermeni Komiteleri, 3. bas. İstanbul 1980

Ermeni Komitalarının Amâl ve Harekâı İhtilâliyesi : İlân-ı Meşrutiyetten Evvel ve Sonra, Yay. Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Ankara 1981

Ermenilerin Yaptıkları Katliâmlar, Haz. Rus Generali Mayewski, Terc. Azmi Süslü, Ankara 1986

Genelkurmay Askerî ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Askerî Tarih Belgeleri Dergisi, Yıl : 32, S : 83, Mart 1983

Gürün, Kamuran, Ermeni Dosyası, TTK, 3. bas. Ankara 1985

İlter, Erdal , Ermeni Meselesi’nin Perspektifi ve Zeytûn İsyanları (1780-1915), Ankara 1995

Kocaoğlu, Mehmet,  Millet-i Sadıka’dan Ermeni Mezalimine, Avrasya Dosyası, C. 2, S. 4, Sonbahar 1995-1996

Koçaş, Sadi , Tarihte Ermeniler ve Türk- Ermeni İlişkileri, 4. bas. İstanbul 1990

Mc Carthy, Justin,  I. Dünya Savaşı’nda İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu, Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000

——————–, Müslümanlar ve Azınlıklar, Çeviren : Bilge Umar, İstanbul 1998

Mutluçağ, Hayri,  İzmir Ermeni İhtilâl Komitesi ve Terör, İstanbul 1986

Osmanlı Arşivi Yıldız Tasnifi-Ermeni Meselesi, C. III

Sakarya, İhsan,  Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara 1983

Sonyel,  Salahi , Ermeni Tehciri ve Belgeler, Ankara 1978

Süslü, Azmi , Türk Tarihinde Ermeniler, Kars Kafkas Üniversitesi Yayını, Ankara 1995

——————–, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara 1990

Takvim-i Vekâyi, 14 Eylül 1331 / 27 Eylül 1915

Takvim-i Vekâyi, 19 Mayıs 1331 / 1 Haziran 1915

Tosun, Ramazan, Ermeni Meselesi ve Kayseri’deki Ermeni Olayları, 2. bas.  Tamga Yayınları, Ankara 2000

Uras, Esat , Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Ankara 1990

Vahapoğlu, Hidayet,  Osmanlı’dan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, İstanbul 1992

Yaman, Abdullah, Ermeni Meselesi ve Türkiye, 1973

DİPNOTLAR

· Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

[1] Ramazan Tosun, Ermeni Meselesi ve Kayseri’deki Ermeni Olayları, 2. bas.  Tamga Yayınları, Ankara 2000, s. 4

[2] Mehmet Kocaoğlu, Millet-i Sadıka’dan Ermeni Mezalimine, Avrasya Dosyası, C. 2, S. 4, Sonbahar 1995-1996, s. 114

[3] Hayri Mutluçağ, İzmir Ermeni İhtilâl Komitesi ve Terör, İstanbul 1986, s. 6

[4] Altan Deliorman, Türklere Karşı Ermeni Komiteleri, 3. bas. İstanbul 1980, s.26

[5] Tosun, a.g.e, s. 11

[6] Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara 1990, s.25

[7] Tosun, a.g.e, s. 12

[8] Seçil Akgün, Kendi Kaynaklarından Amerikalı Misyonerlerin Türk Sosyal Yaşamına Etkisi ( 1820-1914 ), Türk Tarih Kongresi, C. V, 22-26 Eylül 1986, s. 2123 ; Seçil Akgün, Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesinde Rolü, Türk Kültürü Araştırmaları, Yıl : XXXVII/ 1-2, Ankara 1989, s. 5

[9]  Justin Mc Carthy, I. Dünya Savaşı’nda İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu, Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000, s.15

[10] Deliorman, a.g.e, s. 20 ; Hocaoğlu, a.g.e, s. 122 ; Süslü, 1915 Tehcir Olayı, s. 29 ; Akgün, Ermeni Meselesinde Rolü, s. 1

[11] Seçil Akgün, Amerikalı Misyonerlerin Anadolu’ya Bakışları, OTAM, S : 3, Ankara 1992, s. 10

[12] Hidayet Vahapoğlu, Osmanlı’dan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, İstanbul 1992, s. 21

[13] Ermenilerin Yaptıkları Katliâmlar, Haz. Rus Generali Mayewski, Terc. Azmi Süslü, Ankara 1986, s. 14

[14] Osmanlı Arşivi Yıldız Tasnifi-Ermeni Meselesi, C. III, s. 26 ; Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, TTK, 3. bas. Ankara 1985, s.130 ; Süslü, 1915 Tehcir Olayı, s.73 ; Abdullah Yaman, Ermeni Meselesi ve Türkiye, 1973, s. 71

[15] Gürün, a.g.e, s. 130

[16] Mehmet Ali Birand, Ermeni Terörü, İstanbul 1983

[17] Sadi Koçaş, Tarihte Ermeniler ve Türk- Ermeni İlişkileri, 4. bas. İstanbul 1990, s. 154 ;  Deliorman, a.g.e, s.22

[18] Koçaş, a.g.e, s. 160

[19] Süslü, 1915 Tehcir Olayı, s. 65

[20] Tosun, a.g.e, s. 50

[21] Ermeni Komitalarının Amâl ve Harekâı İhtilâliyesi : İlân-ı Meşrutiyetten Evvel ve Sonra, Yay. Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Ankara 1981, s. 297 ; Erdal İlter, Ermeni Meselesi’nin Perspektifi ve Zeytûn İsyanları (1780-1915), Ankara 1995, s. 179 ; İhsan Sakarya, Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara 1983, s. 193

[22] Ermeni Komitalarının Amâl, s. 305

[23] Takvim-i Vekâyi, 19 Mayıs 1331 / 1 Haziran 1915

[24]  Genelkurmay Askerî ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Askerî Tarih Belgeleri Dergisi, Yıl : 32, S : 83, Mart 1983, s. 131

[25]  Takvim-i Vekâyi, 14 Eylül 1331 / 27 Eylül 1915

[26]  Salahi Sonyel, Ermeni Tehciri ve Belgeler, Ankara 1978, s. 2

[27]  Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye Şifre, no . 54

[28]  Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye Şifre, no . 55

[29] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye Şifre, no. 57

[30]  Süslü, 1915 Tehcir Olayı, s. 21

[31] Azmi Süslü, Türk Tarihinde Ermeniler, Kars Kafkas Üniversitesi Yayını, Ankara 1995, s.233 ;  Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu 1919-1922, 2. bas. TTK, Ankara 1988, s. 132 ; Justin Mc Carthy, Müslümanlar ve Azınlıklar, Çeviren : Bilge Umar, İstanbul 1998, s. 134

[32] Cemiyet-i Akvam ve Türkiye’de Ermeni ve Rumlar, İstanbul 1337, s. 3

[33]  Cemiyet-i Akvam ve, s. 11

[34] Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Ankara 1990, s. 923

[35]  Deliorman, a.g.e, s. 222

[36] Süslü, 1915 Tehcir Olayı, s. 147

[37]  A. Halûk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, 4. bas. Ankara 1996, s. 310

Selçuk Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi

ATA DERGİSİ

Sayı:9

Konya-2002

Sayfa: 119-134

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s