BİLİNEN TARİHİN BİLİNMEYEN YÖNLERİ İlluminati, Rotschild Âilesi

Resim

 

 
Hitler, dünya tarihine gelmiş geçmiş en faşist ve psikopat lider olarak bilinir… Çoğu kişi Hitler’in şizofreninin eşiğinde olan fanatik Alman milliyetçisi psikopat bir lider olarak tanır ancak gerçekte hiç kimse Hitler hakkında bildiklerinin kendilerine anlatılan resmî tarih senaryosundan başka bir şey olmadığını bilmez… Hitler, hakkında en çok komplo teorisi uydurulan tarihî liderlerden (kuklalardan) birisidir.

 

ABD’de sivri çıkışları ve dürüst kişiliği ile tanınan Teksas Üniversitesi tarih profesörlerinden Texe Marrs’ın Amerikan savunma politikası, stratejik silâh sistemleri konusunda 2002’de neşredilen İlluminati isimli kitabı Timaş Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılmıştı. Dünyanın İlluminati adlı mistik bir tarikat tarafından yönetildiğinin anlatıldığı kitapta, Türkiye ile ilgili ilginç iddialar var…

 

Dünyayı 10 kişi yönetiyor ve bu 10 kişinin 300 kadar alt kadrosu verilen emirleri uyguluyorlar. İlluminati adı verilen bu çetenin hedef başkenti Kudüs olan tek bir dünya devleti kurmak. Bugüne kadar çeşitli komplo teorileri içeren birçok kitap yayınlandı. İlluminati, bu alanda yayınlanan hiçbir esere benzemiyor. Kitaptaki iddialar o kadar ilginç ki, neye inanıp, neye inanamayacağınızı şaşırıyorsunuz. İlluminati, 1575’te İspanya’da bulunan ve özellikle ruhanî kudret sâhibi olduklarını iddia eden bir dinî parti veya bu partinin üyelerine verilen isim. Yazar Texe Marrs, “süper zenginlerin yönettiği bir Dünya Komplosundan” bahsettiği kitabında, dünyaya hâkim olan bu güce bu adı uygun görmüş. Kitabın satırları arasına gömüldükçe ve sayfalar arasında ilerledikçe inanması güç iddialarla karşılaşıyorsunuz.

 

Yazara göre, dünyayı kendilerine “bilge adamlar” adını veren 10 kişi yönetiyor. İlluminati’nin güç şebekesi, dünyanın en güçlü kişilerinden, yatırımcılarından, şirket başkanlarından ve siyasîlerden oluşuyor. “İç çember” denilen en tepedeki 10 kişiye bağlı 300 kişi ise onların alt kadrosunda yer alıyor ve tâlimatlarını yerine getiriyorlar. 10 kişilik “bilge adamlar” grubunda Fransa’dan üç, ABD’den iki, Kanada, Avusturya, İngiltere, İspanya ve Güney Afrika’dan birer üye bulunuyor. Yazar, burada Fransa’nın üç üyelikle ilk sırada yer almasının yanıltıcı olduğunu, Kanada’nın bir üyesinin de ABD’nin üçüncü adamını tamamladığını belirtiyor.

 

Hedef tek dünya devleti kurmak

 

“İç çember” üyelerinin ortak özelliği Dış İlişkiler KonseyiBilderberg,Trilateral KomisyonMasonlukKafatası ve Kemir TarikatıAspen EnstitüsüMalta ŞövalyeleriOpus DeiRoma KulübüBohemianGroveDünya Ekonomik ForumuDünya Federalleri üyesi olmaları.İlluminati Komplosu’nun hedefi, başkenti Kudüs olan bir dünya devleti kurmak. Kitabın, sonunda İlluminati piramidinin üstünde bulunan “bilge adamlara” hizmet eden isimlerden bir kısmı, unvanlarıyla birlikle verilmiş. Türkiye’den kimse yok!

 

İlluminati nasıl çalışıyormuş?

 

Yılda bir kez bir araya gelen İlluminati üyeleri, hedefledikleri dünya devletini kurmak için plânlar yapıyorlar. Bu plânların içinde çeşitli ülkelerde ekonomik krizler çıkararak ülkeleri sömürmek, savaşlar çıkarmak, “Daha Fazla Savaş” ilkeleri gereği savaşların sürekliliğini sağlamak, çeşitli hastalıklar icat etmek, (kitapta, AIDS ve HIV’in ABD’deki askerî araştırma laboratuarlarından dünyaya yayıldığı iddia ediliyor), nüfus azaltıcı çalışmalar yapmak, etnik temizliği desteklemek ve 11 Eylül örneğinde olduğu gibi terör yaratarak, “anti-terör yasaları” çıkarmak… Yazarın iddiasına göre, 11 Eylül saldırısı için FBI bâzı Araplar’ı kullandı ve bombaları temin etti. İlluminatı’nin ilkelerinden en önemlisi “Kaostan kaynaklanan düzen”. İlluminati, kendi düzenini çıkarmak için sürekli kaos yaratmak zorunda.

 

Dünyayı yöneten Yahudi Âilesi Rotschild’larOsmanlı devletinin plânlı olarak nasıl dağıtıldığı, Arap birliğinin nasıl parçalara ayrıldığı, 1. Dünya SavaşıKukla Diktatör Hitler2. Dünya Savaşıİsrail devletinin kuruluşu, Kennedy SuikastıMOSSAD suikastları ve 11 Eylül saldırıları olmak üzere 10 bölüm yer alıyor.

 

Bu bölümlerde yazarın savunduğu iddialar basit bir komplo teorisi gibi lâf dolması bilgilerle değil, fizikî kanıtlar ve şâhitler eşliğinde net bir biçimde ortaya koyuluyor. Öncelikle son yıllarda Türkiye’de hızla yükselen bir trend hâline gelen “Hitler hayranlığı ve Türk nasyonal sosyalizmi” gibi kavramların ortaya çıkmasına bir cevap olarak Hitler’in tarihî kimliğinin arkasında yatan karanlık bağlantıları kaba hatları ile müthiş…

 

Çoğu kişi Rotschild Âilesi’nin adını bile bilmez. Bu âilenin adı ne Forbes dergisinin düzenlediği “Yılın Zenginleri” bölümünde yer alır, ne de dünya jet-sosyetesinin partilerinde isimleri geçer… Ancak, birçok ülkenin diplomatı bu âilenin adını duydukları zaman beş dakika durmak zorundadır. Çünkü bu âile dünya tarihi sahnesinde 1590 yılından beri vardır ve dünya bu Yahudi âilesinin çok gizli faâliyetleri neticesinde bugünkü şeklini almıştır… Çoğu kişi dünyada hiçbir âilenin böylesine bir gücü elinde tutabileceğine inanamaz. Çünkü bir âilenin böylesine siyasî ve ekonomik bir gücü nasıl elde ettiğini anlayamaz. Öncelikle, âile derken üç-beş kişilik çekirdek bir âileden bahsedilmiyor. Roschild âilesinin bugün 1000-1500 civarında ferdi olduğu bilinmektedir. Bu âile fertlerinin her biri dünyanın gelişmiş olan veya gelişecek olan ekonomilerine sâhip olan ülkelerinde çok derin faâliyetler sürdürmek üzere dağılmışlardır. Dünyada olan her siyasî ve ekonomik olan gelişmeyi İsrail devletinin çıkarlarına uygun düşecek şekilde düzenlemek en kutsal görevleridir.

 

Âilenin geçmişi 16. yüzyıla dayanıyor. Âile İngiliz Kraliyet Sarayları’nda kralın yâverliğini yapan bir âile olarak ortaya çıkıyor önceleri… Kralın stratejik ve ekonomik danışmanlıklarını, izlemesi gereken siyasî tutumlarını ve dış politika stratejilerini bu âile belirliyor. Sâdece bununla da yetinmeyip, kraliyet saraylarındaki tüm ihâleleri kazanarak, bu ihâleleri başarıyla sonuçlandırıp, hatırı sayılır bir servetin de sâhibi oluyorlar. Bu ticarî faâliyetlerin yanı sıra, yaptıkları her ticarî ve siyasî faâliyetten yüklü komisyonlar da almayı ihmâl etmiyorlar…

 

İngiliz saraylarındaki kariyerleri sâyesinde kolayca kazandıkları astronomik paralarla tarihin ilk bankacılık faâliyetini gerçekleştirip, İngiliz çiftçilerine de astronomik fâizlerle tarım kredisi vermeye başlıyorlar ve 50 sene geçmeden neredeyse İngiltere devletinden daha zengin bir hâle geliyorlar. Faâliyet alanını iyice geliştirip, derinleştiren Rotschild âilesi Avrupa’daki tüm imparatorlukların saraylarında söz sâhibi olur hale geliyorlar. Sâdece İngiltere’de değil, Avrupa’nın dört bir yanında tarımla uğraşan insanlara yüksek fâizle kredi vererek, altın ve gümüş komisyonculuğu yaparak servetlerini iyice katlıyorlar. Ekonomik gücü aklın ve mantığın sınırlarını zorlamaya başlayan Rotschild âilesi daha da karanlık ve kârlı bir işe girişiyorlar. İşin adı “savaşa giren devletlere fâizle borç vermek”.

 

Bu işin ilk icraatını İngiltere – Fransa savaşında gerçekleştiriyorlar… İngiltere’ye savaşa girmesi için sermaye olarak 35 ton altını fâizle borç olarak veriyorlar. İngiltere, Fransa karşısında yeniliyor ve Rotschild âilesine olan borcunu ödeyemiyor. Bunun karşısında borcun oluşturduğu mükellefiyetten dolayı İngiliz Merkez Bankası yâni Bank of Englandödenemeyen borç karşılığında Rotschild âilesine devrediliyor. Rotschild âilesi İngiliz devletinin bu devir etme işlemini bir şartla kabûl ediyor: “İngiliz Sterlini’ni kendilerinin basması şartı ile”. İngiliz hükûmeti bu şartı o dönemde kabûl etmek zorunda kalıyor ve İngiliz Sterlini’ni basma yetkisi bir Yahudi âilesine veriliyor. Görünüşte ekonomi hakkında pek bilgisi olmayanlar için bu durum pek bir şey ifâde etmeyebilir…

 

Para basma yetkisini başka bir kuruluşa veya şirkete vermek demek, aynı zamanda ülkenin bağımsızlığını da bu kuruluşa satmak demektir. Çünkü bir ülkenin bankası o ülkenin parasını basarken bastığı para karşılığında o ülkenin hazinesine değerli maden koymak zorundadır. Meselâ Türkiye Merkez Bankası, devlet matbaasında 20 TL basıyorsa eğer, devlet hazinesinde 20 TL değerindeki altını, elması veya petrolü koymak zorundadır. Aksi hâlde basılan para kâğıt parçasından başka bir şey olmaz. İşte Rotschild Âilesi’nin de yaptığı şey budur. İngiliz Sterlini’ni basarak İngiliz hükûmetine fâizle borç olarak vermiş ve karşılığında altın ve elmas almıştır. Bu şekilde bir yılda 12.000 ton altın kâr ettiği ekonomi tarihçileri tarafından bilinmektedir. Rotschild Âilesi’nin en büyük girişimi ise İngiltere ile Amerika’daki kolonilerin savaşı olmuştur. Savaş sırasındaRotschild âilesi çok gizli bir biçimde Amerikan kolonilerini desteklemişlerdir.

 

Amerika’nın İngiltere’ye karşı direnişini yöneten kişilere yüklü miktarda silâh yardımı yapılmış, İngiltere’nin bu savaşta yenilmesinin sağlanacağı garanti edilmiş ve karşılığında kurulacak olan Amerika devletinin resmî para birimini basma yetkisi istenmiştir. İngiltere ile savaş konusunda çok umutsuz olan Başkan Washington ve ekibi bu kârlı teklifi hiç düşünmeden kabûl etmiştir ve böylece günümüzde tüm dünyada çok popüler olan Amerikan Doları’nı basma yetkisini alarak bir hayli kârlı bir işe imza atmışlardır.

 

Savaşı Amerikan kolonileri kazanmış ve İngiltere Amerika’dan elini ayağını çekmek zorunda kalmıştır. İngiltere – Amerika savaşından yenik çıkan İngiltere, bu sefer Amerika’ya yardım ettiğini düşünerek Fransa’ya saldırmıştır. İngiltere, Rotschild Âilesi’nin kendilerine finansal destekte bulunacağına güvenerek bu savaşa girdiyse de, Rotschild âilesinden umdukları desteği bulamamışlardır.

 

Rotschild âilesi el altından Fransa’yı destekleyerek Amerikan kolonilerinin bağımsızlığını garanti etmek istemiştir. Bir taraftan da bu âile İngiliz borsası üzerinde spekülasyona girişmiştir. İngiltere – Fransa savaşı sırasında borsada müthiş bir hareketlenme olmuş ve borsaya oynayan halk İngilizler’in savaşı kazanacağını düşünerek girişimlerini arttırmışlardır. Bunu fırsat bilen Rotschild âilesi “İngilizler’in savaşı kazandığı” iddiasını ortaya atarak İngiliz halkının her şeyini borsaya oynamasını sağlamıştır. Ancak, generaller ve ordudan geriye kalanlar İngiltere’ye döndüğünde gerçekler ortaya çıkmış ve İngiltere’nin savaşta kaybettiği ortaya çıkmıştır.

 

Borsa nominal seviyesi, herkesin malını kurtarmaya çalışıp mal hisselerini geri almaya çalışmasından dolayı anormâl derecede yükselmiş ve böylece kâğıtları elinde tutan Rotschild âilesi bu ticaretten en kârlı çıkan isim olmuştur. İngiliz tarihçilerin “Kara Eylül” diye nitelendirdiği bu olay ile Rotschild âilesi âdeta İngiltere devletinin mülkiyetini ele geçirmiştir. Bu ekonomik faâliyetleri sonucu iyice gelişen Rotschild âilesi, Kenan diyarında Tanrı’nın kendilerine vaât ettiği kutsal İsrail devletini kurmak için gerekli olan şablonu hazırlamaya başlamıştır. Osmanlı devletininparçalanması için gerekli olan her şeyi yapmışlardır. Osmanlı devletine komşu olan ülkeleri sürekli olarak finanse ederek Osmanlı’ya karşı savaşmaları için kışkırtmışlardır. Böylelikle sudan bahanelerle Osmanlı’ya saldıran Rusya, Avusturya ve diğer komşu devletler, Osmanlı’nın askerî ve ekonomik güç bakımından iyice yıpranarak azınlıkların ayaklanmasını sağlamışlardır. Osmanlı devleti nereye koşacağını şaşırmış ve neticede azınlıkların ayaklanarak ayrı ayrı devletler kurmasına engel olamamışlardır. Osmanlı’nın en çok dış borcu Rotschild Âilesi’nin sâhibi olduğu Bank Of England bankasınadır. Osmanlı Devleti, Rotschildâilesine olan borcunu ödeyecek durumda olmadığından, âile bunu fırsat bilmiş, Osmanlı’ya iğrenç bir teklifte bulunmuşlardır. Sultan 2. Abdülhamid ile görüşen Lord Baron Rotschild “Kudüs şehrinin, Filistin’in, Suriye’nin ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin yeni kurulacak olan Yahudi devletine verilmesi karşılığında Osmanlı devletinin bütün dış borcunu silme ve Balkanlar’da, Afrika’da kaybettikleri toprakları geri verme” teklifinde bulunmuş, ancak Abdülhamid  teklifi şiddetle reddetmiştir.
Abdülhamid, dinen böyle bir tutum sergileyerek büyük bir sevaba girmişse de, Osmanlı devletinin yıkılma sürecini hızlandırmıştır. Daha sonraları Enver Paşa, Abdülhamid’in bu tutumunu tarihî bir hata olarak değerlendirmiştir. Enver Paşa’ya göre Kudüs şehri ve Kenan diyarı Yahudiler’e geçici olarak verilmeli ve Osmanlı tekrar eski gücüne kavuştuktan sonra bu topraklar geri alınmalıydı. Ulu Önder Atatürk’e göre ise Osmanlı devleti böyle bir şey yapmış bile olsaydı yıkılmaktan kurtulamazdı çünkü Osmanlı üzerinde korkunç oyunlar oynanıyordu; üstelik devlet her kademesi ile âdeta kokuşmuş bir hâldeydi.

 

Özetleyerek anlatılan bu süreçlerden sonra Rotschild âilesi 1. Dünya Savaşı’nın çıkmasında çok aktif bir şekilde rol almış ve savaşın çıkması için gerekli olan tüm tezgâhı sağlamıştır. Rotschild Âilesi’ninhesaplarına göre 1. Dünya Savaşı ve Arabistanlı Lawrence’in faâliyetleri Araplar’ın birçok parçaya bölünmesi, İsrail devletinin kurulması için yeterliydi. Savaş gerçekleşmiş, Almanlar’ın önderliğindeki İttifak Devletleri grubu savaşı kaybetmişlerdi. Rotschild Âilesi’nin tüm hesapları tutmuş ve İsrail devletinin resmî kuruluşunun ilân edilmesinden başka bir şey kalmamıştı ortada. Ancak, tarihî rûyaya çeyrek kala, Rotschild âilesi ayrıntılarda küçük bir hesaplama hatası yaptığını fark edememişti. İsrail devleti kurulmaya hazırdı tamam ama dağ ve ovalardan ibâret olan İsrail topraklarında kim yaşayacaktı? Sürekli olarak gelişmiş Avrupa kentlerinde yaşamış olan Yahudiler İsrail’de yaşamaya nasıl ikna edilecekti? Esas sorun buydu! Bu sorunun giderilmesi için Rotschild âilesi radikal kararlar aldı ve yeni bir savaş için gerekli olan ortam hazırlanmaya başlandı.

 

KUKLA DİKTATÖR HİTLER’İN ORTAYA ÇIKIŞI VE 2. DÜNYA SAVAŞI

 

Almanya devleti Birinci Dünya savaşından âdeta bir enkaz hâlinde oldukça demoralize bir biçimde çıkmıştı. Devlet bütün ekonomik ve askerî gücünü savaş sonrasında kaybetmişti ve tüm bunlara ilâve olarak bir de çok ağır yaptırımlar içeren savaş tazminatı anlaşmalarına imza atmışlardı… Ancak Almanya’nın borçlu olduğu ülkelerin merkez bankalarının %85’i Rotschild âilesine âit olduğundan,

 

Almanya sâdece Yahudi Rotschild âilesine borçluydu. Rotschild âilesi Almanlar’ın bu yüklü borcun onda birini dahi ödeyemeyeceklerini adı gibi biliyordu. Rotschild âilesi enkaz hâlindeki Almanya’ya Alman Merkez Bankası’nın kendilerine devredilmesi karşılığında dış borçlarının silinmesini teklif ediyordu ve Almanlar borcu ödeyemeyeceklerini bildikleri için teklifi kabûl etmek zorunda kalıyorlardı.

 

Aslında bu durum sonun başlangıcıydı. Bırakın savaşacak parayı ve silâhı, savaşta asker olarak kullanılacak erkek vatandaşı bile kalmayan Alman devleti enkaz hâlindeyken tekrar sivrilerek tüm dünyaya kafa tutacak gücü nereden ve nasıl bulabilirdi

 

Bunun için ancak Tanrı’nın yardımı gerekirdi.

 

Ancak, onlar intikam için plân yapmadan Rotschild âilesi onlar için çok gizli bir plân yapmıştı bile. Bu plâna göre sahte ama çok inandırıcı bir faşizm rüzgârı Avrupa’da esecek ve Yahudiler’e en ince ayrıntısına kadar plânlanmış bir şekilde şiddet ve baskı uygulanarak İsrail’e göç etmeye mecbur bırakılacaklardı. Bu plânın ilk parçası Almanya’nın ekonomisinin ayağa kaldırılması ve Almanya’nın hızla silâhlanmasının sağlanmasıydı. Almanya yıllar boyu A’dan Z’ye her konuda finanse edilmiş, 2. Dünya Savaşı’nda savaşmak üzere neredeyse çocukluktan askerler yetiştirilmiştir. Muazzam bir ekonomik ve askerî güce kavuşan Almanya’nın başına ise 1. Dünya Savaşı’nda er olarak savaşan fanatik milliyetçi Hitler getirilmiştir. İtalya ise Almanya’da başlayarak tüm dünyayı etkisi altına alan ve adına faşizm denilen rüzgârın etkisi altında kalmış ve iktidara Benito Mussolini gelmiştir. Mussolini’nin iktidara gelmesi Rotschild Âilesi’nin bir plânı değil, kendiliğinden gelişmiş bir olaydı ama bu durum onların ekmeğine yağ sürmüştü. Hitler iktidara gelir gelmez müthiş hitap yeteneği ve ürkütücü karizması ile Alman halkını yediden yemişe peşinden koşturmuştur. Hitler’in konuşmalarında ve toplantılarında ise şaşırtıcı bir biçimde ana hedef Yahudiler’dir. Hitler’iniktidara gelmesinden önce kardeş gibi bir arada yaşayan Alman ve Yahudi halkları birbirlerine hiçbir zararlarının dokunmamasına rağmen oluşturulan yapay kaos ortamı yüzünden birbirleri ile kanlı bıçaklı hâle gelmişlerdir. Savaştan önce Yahudi işadamlarına Nazi gençlerinin düzenlediği saldırılar, ev kundaklamalar ve cinayetler ortamı iyice germiştir. Zengin olan Yahudiler bir yolunu bulup Almanya’yı terk etseler de fakir olan zararsız Yahudiler bir yere gidecek paraları olmadığından oldukları yerde kalakalmışlardı.

 

O dönemler savaş dönemleri olduğundan Almanya’nın dışına çıkmak için büyük paralar ve bâzı önemli bağlantılar şarttı. Fazla gereksiz detaya girmeden, Hitler savaşı başlatmış ve Almanya’nın sahte intikam harekâtı başlamıştı. Almanya savaşın ilk yıllarında anormâl bir başarı göstermiş ve Fransa, Yugoslavya, Çekoslovakya, Avusturya ve Belçika gibi ülkelerin tamamını çok kısa sürede ele geçirerek Nazi ordularının gücünü ortaya koymuştur. Özellikle Paris kentine 2 saatte giren Nazi orduları İngiltere ve İspanya’nın iyice ürkmesine neden olmuştur. İngiltere’yi hava saldırıları ile darmadağın eden Nazi orduları bir taraftan da sözde Yahudi soykırımı yapmaya başlamıştır.

 

Yahudiler bir bir katledilmiş ve imha fırınlarında yakılmıştır. Ortada öyle korkunç bir ortam vardır ki, savaştan sonra bölgeyi teftişe gelen Amerikalı generaller bile uçaklarından iner inmez havadaki pis kokudan dolayı hava alanına kusmuşlardır. Havadaki pis kokunun nedeni ise sürekli olarak yakılan insan cesetleri ve çürümüş cesetlerdir. Savaştan sonra tam bir korku ülkesine dönen Almanya’da ortaya atılan iddialara göre neredeyse hiç Yahudi bırakılmamıştır.

 

Ancak, Sovyet araştırmacılar durumun hiç de öyle olmadığını, savaşta katledilenlerin sâdece %15’inin Yahudi olduğunu net ve çarpıcı belgelerle ispatlamışlardır. Bu belgelere göre, savaşta öldürülenlerin çoğu Çingene ve Polonyalılar’dı. Geriye kalan zengin Yahudiler Rotschild Âilesi’nin kurduğu paravan şirketler aracılığı ile Amerikan askerleri denetiminde gizlice Amerika’ya değil İsrail’e kaçırılmışlardır. İsrail’e getirildikleri dönemden İsrail devleti kuruluncaya kadar olan süreçte, tâbir-i câizse, Allah’ın dağında prefabrike usûlü yapılmış evlerde kalmışlar ve büyük zorluk çekmişlerdi. Kaçmak için girişimlerde bulunanlar ise Tevrat’ın emrettiği bir biçimde idam edilmişlerdir. Neticede yaratılan sahte milliyetçi bir hava ile sözde Yahudi soykırımı yapılmış, tüm dünyada Yahudiler’e yönelik şiddet eylemlerine girişilmiş ve Yahudiler İsrail’e göç etmek zorunda bırakılmışlardır. Yâni Rotschild âilesi 1. Dünya Savaşı’nda yarım bıraktığı işi 2. Dünya Savaşı’nda tamamlayabilmiştir. Aşırı dindar olan Rotschild âilesi kendilerine göre Tanrı’ya olan sözünü yerine getirmişlerdir.

 

 

 

ROTHSCHİLDLER

 

 

Savaşların mimarları olarak biliniyorlar…

 

Mayer Amschel Rothschild (23 Şubat, 1744 – 19 Eylül, 1812), Almanya doğumlu Yahudi girişimci ve iş adamıdır. Modern bankacılığın ve küresel ekonominin kurucularından kabul edilir. Dünyanın en zengin ailelerinden birini kurmuştur. Rothschild ailesi son 200 yıldır, dünyanın en zengin ve nüfuzlu ailesidir. 2007 yılında servetleri 3-4 trilyon dolar, kontrol ettikleri para ise 8-10 trilyon dolar olduğu tahmin edilmektedir. İngiliz merkez bankasını yaklaşık 80 yıl boyunca yönetmişlerdir. HSBC Bank, Bank of Scotland, De Beers, ABN Amro Bank, Rio Tinto en çok tanınan ve bilinen şirketleridir. Rockefeller ailesinin Standart Oil’i kurmasını finanse etmiş, bu sayede de halen Citigroup, Bank of America, Exxon-Mobil, RoyalDutch-Shell gibi şirketleri de dolaylı olarak kontrol etmektedirler. Dünya elmas ticaretinin %65′i, altın ticaretinin % 40′ı, bakır-uranyum-aluminyum ticaretinin de % 15′i bu aile tarafından yapılmaktadır. Kapanmış olan Osmanlı Bankasının da sahipleri ve kurucularıdır.

 

Rothschild hanedanı malum 18. yüzyılda ortaya çıkan, 19. yüzyılda zenginlik ve nüfuzunun zirvesine ulaşan ve 20. yüzyılda da bu zenginlik ve nüfuzun hiç olmazsa belli bir bölümünü muhafaza edebilen tarihin gördüğü en büyük, yaygın ve güçlü bankerlik ailesi ya da hanedanıdır.

 

Frankfurt’un Yahudi gettosundan tefeci Mayer Amschel Rothschild ve 5 oğlunun kurduğu bu hanedan, yaklaşık 2 asır süreyle hemen hemen bütün Avrupa devletleri üzerinden nüfuz sahibi olmuş, bu devletlerin birçok önemli savaş ve projelerine muazzam mali katkılarda bulunmuştur. Hanedan, İngiltere’nin 1812 İspanya seferini finanse etmiş, yine İngiltere’ye 1875′te Süveyş Kanalı hisselerini alması için altınla borç vermişti mesela…

 

Rothschild, büyük şirketlere, önde gelen aile şirketlerine alım-satım ve şirket evliliği konusunda danışmanlıklarıyla öne çıkıyor.

 

Son dönemde Türkiye’de aktif olan Rothschild, Türk Telekom için özelleştirme alternatifleri geliştirilmesinde danışmanlık yaparken, GSM şirketleri Aycell ve Aria’nın birleşmesinde ve Telsim’in TMSF tarafından satılması aşamasında Türk Hükümeti’ne danışmanlık hizmeti verdi. Ayrıca Çolakoğlu ailesine ait Türk Ekonomi Bankası hisselerinin BNP Paribas’a satışında danışmanlık veren şirket, Garanti Bankası’na ortaklık aşamasında GE Finance şirketine ve Denizbank’ın alımında Dexia Bank’a danışmanlık yaptı.

 

Dünyanın en büyük finans danışmanlık kurumlarından birisi olan Rothschild, dünyanın 25 ülkesinde 2 bin 500′den fazla personelle hizmet veriyor. 2005 yılında Financial News tarafından yılın bankası olarak seçilen Rothschild‘in dünya genelinde yaptığı işlemlerin toplam büyüklüğü 700 milyon Avro düzeyini buluyor. Rothschild, yaptığı 183.1 milyar dolarlık işlemle Avrupa’nın en fazla şirket evliliği danışmanlığı yapan firması konumunda.
Teksas Universitesi tarih profesörlerinden Texe MARS’ın çıkarmış olduğu; bilinen tarihin bilinmeyen yönleri adlı kitabında, Yahudi ROTSCHILD ailesinden bahsediyor. Bildiğimiz birkaç çekirdek aile değil 1000-1500 civarında bireyi bulunan bir aile. Belki de çoğumuzun adını bile duymadığı bu aile, ne medyada yer alır, nede jet sosyetede görmek mümkündür.

 

Aile göreve; 1590 yıllarında İngiliz kraliyet sarayında yaverlikle başlayıp stratejik ve ekonomik danışmanlıkların yanı sıra, izlenmesi gereken siyasi tutumlarını ve dış politika stratejileri de bu ailenin görev alanıydı. Sadece bununla da yetinmeyip kraliyet saraylarındaki tüm ihaleleri kazanarak bu ihaleleri başarıyla sonuçlandırıp hatırı sayılır bir servetin de sahibi oluyorlardı kısa sürede. Dolaysıyla bu görev gerçekleştireceği Büyük İsrail Devleti projesinin ilk ayağını teşkil ediyordu desek yanlış olmaz.

 

Texe MARS’ın bu kitabında,1590’dan beri Dünya tarihi sahnesinde yer alan aile, gerçekleştirmeye kalktıkları bu projeyle, yaptıkları çok gizli faaliyetler neticesinde ekonomik ve siyasal yönden Dünyanın gidişine yön vermişler ve vermeye de devam ettiğini görmekteyiz. İşte bildiğimiz tarih ve bilmediğimiz yönleriyle Texe MARS’ın kitabına konu olan, ROTSCHILD ailesinin gerçekleştirdiği düşünülen gizli faaliyetleri;

 

 

Dünyanın % 90’ının açlık veya yoksulluk sınırında yaşadığı, Birleşmiş Milletler, Dünya sağlık örgütü, IMF gibi uluslar arası kurumlar tarafından raporlaştırılmış bilinen bir gerçek iken, % 10’luk zengin kesim hakkında fazla bilgi yer almamaktadır. Bu bilgi yetersizliği sadece “zenginin malı züğürdün çenesini yormasın” diye değil, korkunç bazı gerçekleri gözlerden uzaklaştırabilmek içindir. Dünyanın en zenginleri listesinin birinci sırasında, Microsoft firmasının kurucusu Bill Gates yer almaktadır. Forbes dergisinin 2007 listesinde serveti 62 milyar dolar olarak belirtilmiştir. Bu öylesine büyük bir rakamdır ki, Bill Gates istese ABD’deki 760 bin evsizin her birine 40 bin 237’şer dolar vererek, onların sorunlarını çözebilir. Dünyada yaşayan 6,2 milyar insanın her birine 4,83 dolar verse, yine de 27,5 milyon doları kalır. Birleşmiş Milletlerin 2004 yılı raporuna göre Dünyada açlığın sona ermesi için 19 milyar dolar para gerektiği göz önünde bulundurulursa, Bill Gates isterse tek başına bu sorunu rahatça çözebilir.

 

Eğer bu söylenenler ilginç geldiyse, daha da ilgincine hazır olun!

 

Forbes dergisinin 2006 yılında yaptığı araştırmaya göre dünyanın en zengin 1,000 insanın toplam serveti 3,5 trilyon dolara ulaştı. Fakat bu listede; Siemens, AEG, Bosch, BP, Royal Dutch Shell, HSBC bank, JP Morgan chase, ING group gibi dünya devi şirketlerin sahibi veya ortağı Rothschild ailesinden hiç kimse bulunmamaktadır. Oysa “wikipedia internet ansiklopedisi”nde[1][3] servetleri 3-4 trilyon dolar olarak belirtilmekte, yaklaşık 8-10 trilyon dolarlık bir serveti de kontrol ettikleri söylenmektedir. Bunun yanında, Exxon-Mobil ve Chevron gibi dünya devi petrol şirketlerinin Citi group’un sahibi ve JP Morgan chase’in ortağı Rockefeller ailesinden de hiç kimse yer almamaktadır.

 

Forbes listesinde Rothschild veya Rockefeller’ın neden yer almadıkları meselesi farklı bir konu olmakla birlikte bu soruya kısaca; “adaletsizliğin ve orantısızlığın vardığı boyutların görülmesini engellemek ve kendilerini korumak” cevabı verilebilir.

 

Fakat gerekçe ne olursa olsun ortaya çıkan sonuç çok şaşırtıcıdır. Bu ailelerin bir tanesinin serveti, dünyanın ilk 1,000 ailesinin servetinden daha fazladır ve ondan kat kat daha fazlasını da kontrol etmektedirler. Şimdi düşünün! Bill Gates, Rothschild için cep harçlığı niteliğindeki servetiyle tek başına dünyadaki açlıktan ölümleri sona erdirebiliyorsa, Rothschild tek başına neler yapabilir? Elbette dünya üzerinde para kaynaklı hiçbir problem kalmaz.

 

 

Mayer Amschel Rothschild (23 Şubat 1744 – 19 Eylül 1812), Almanya doğumlu Yahudi girişimci ve iş adamıdır.

 

Modern bankacılığın ve küresel ekonominin kurucularından kabul edilir. Dünyanın en zengin ailelerinden birini kurmuştur. Almanya’da ufak tefek bankerlik işleriyle başlamıştır.Daha sonra İngiltere’ye göç eden Mayer Amschel Rothschild 5 oğlunuda Londra, Paris, Frankfurt, Napoli ve Viyana’ya göndermiştir. Bankerlikle temeli atılan Hanedanlığın bu sayede inanılmaz bir bilgi ağı oluşmuştur. Savaş ticaretleri ve ün kazanmaları ise Napolyon’un İngiltere ile yaptığı Waterloo savaşı ile başladı. Waterloo savaşında İngiltere’ye mal kaçıran ve birlikleri finanse eden Nathen Mayer Rothschild,bu dönemde bir yandan savaşı finanse ederken diğer yandan da hükümetlere yüksek faizle borç veriyordu. Waterloo savaşı’nın sona ermesini ve Napolyon’un kaybettiği haberini kurdukları geniş istihbarat ağı sayesinde ilk olarak Rothschild’ler öğrendi. Nathen Mayer Londra borsasında elinde bulunan bütün hisseleri satmaya başladı. Bu da Napolyon’un savaşı kazandığı izlemi doğurdu. Diğer herkes de Nathen Mayer Rothschild’i izleyerek hisselerini satmaya başladı. Nathen bir yandan da bu hisseleri toplattı. Ertesi gün Napolyon’un savaşı kaybettiği haberi geldi. Rothschild’ler bu bilgi sayesinde bir gecede büyük bir servet elde etti. Ayrıca Nathen Mayer kardeşleri sayesinde İspanya’da bulunan İngiliz ordusunu finanse etmek amacıyla Fransa’dan altında taşıdı. Bu çabaları Nathen Mayer Rothschild’e İngiliz hazinesinin temsilcisi unvanı kazandırdı. Ayrıca bu sayede Rothschild ailesi üyeleri İngiliz meclisine girmiş ve Baron unvanı almıştır. Savaşın sonunda ise Rothschild ailesi Fransa’ya borç vermeye başlamıştı. Avrupa’da bir çok hükümeti borçla haraca bağlayan Rothschild Hanedanlığı Afyon Savaşları sayesinde Uzakdoğu ile tanıştı. Bu dönemde Çin’de afyon ticareti yapan İngiliz tüccarlar Çin İmparatorluğu ile ters düşmelerinin ardından İngiliz Kraliyetinin desteğini almak için Rothschild’lere başvurmuşlardı. İngiliz Kraliyetini ikna etmeyi başaran Lord Rothschild Afyon Savaş’nıda finanse etmeye söz verdi. Çin’in mağlubiyeti ile biten savaşın ardından Rothschild ailesi, İngiliz hakimiyetine geçen Hong Kong’un kontrolünüde yardımlarının karşılığı olarak aldı. Burda kurdukları HSBC Bank (Hong Kong Shangai Bank Corporation) sadece Rothschild’lerin para baronluğunun dünya üzerinde tescillenmesini sağlamamış aynı zamanda afyon ticareti de Rothschild’lerin tekeline geçmiştir. 19.Yüzyıl Rothschildler için çok yoğun geçmiştir. Almanya’da sanayi devrimi sonrası SİEMENS, AEG, BOSCH gibi bir çok şirketin kuruluşunu finanse etmiştir. Ayrıca bir yandan da Amerika kıtasına geçerek altın uğruna yerli katliamlarında önemli rol oynamıştır. Amerika kıtasının yeraltı zengiklerini keşfeden Rothschildler ilgilerini altın ve diğer madenlere kanalize ettiler. Osmanlı topraklarının çözülmeye başlamasıyla birlikte Rothschild’ler iki koldan Ortadoğu’ya sızmaya başladılar. Bir kolunu Irak’ın oluşturduğu sızmanın en önemli nedeni Mezopotamya’daki zengin petrol kaynakları oluşturuyordu. BP ve ROYAL DUTCH SHELL ile Irak pazarına girdiler. Diğeri ise bölgenin güneyinde siyonizm’i siyasal ağırlık merkezi haline getirerek sızmaya başladılar. Filistin topraklarının Osmanlı’dan ayrılmasıyla harekete geçen Lord Rothschild İngiliz hükümetine baskı uygulayarak Balfour Deklerasyonu ‘nu yayınlatmayı başardı. Ayrıca diğer tarafdan da Filistin topraklarının satın alınması için 2 milyon Sterlinlik bir fon oluşturdu. Böylece Filistin topraklarının en verimli yerleri Yahudilerin eline geçmiş oldu. Ayrıca 2.Dünya savaşında Rothschild’in parası HİTLER’e sermaye olmuştur. I.Dünya Savaşından sonra ekonomik anlamda adeta yerle bir olan Almanya’nın yeniden inşasıda Amerika’lı finans çevrilerine ihale edildi. Başta J.P Morgan olmak üzere Rothschild’lerin Amerika’daki uzantıları olan finans kurumları önce ” Dawes planı ” sonrada “young planı” ile 1924 yılından sonra Almanya’yı adeta paraya boğdu. Böylece Hitler ‘in inanılmaz yükselişine zemin hazırladı. Hitler’in savaştan önceki yıllarda inanılmaz savunma harcamaları ve büyüyen askeri gücü Rothschild hanedanlığının yardımı ve onayıyla oluşturuldu. Amerikalı tarihçi Anthony C. Sutton ‘un “Wall Street ve and the Rise of Hitler” adlı kitabında bu denetimi özetlerken Amerikalı finans kuruluşlarının sadece Almaya’nın yeniden yapılanması için değil bilinçli bir şekilde Hitler ve onunla birlikte yeni bir canavarın doğuşunuda sağladıkları iddaa ediliyor. Ayrıca başka kişiler tarafından bu sayede İsrail’in kuruluşuna bir zemin hazırlandığı, Afrika’da ise elmaslar için iç savaşları desteklediği iddaları vardır. Cecil Rhodes öldükten sonra vasiyeti incelendiğinde de Beers elmaslarını çocuklarına değil, Hanedana bağışladığı görülmüştür. Rothschild ailesi son 200 yıldır, dünyanın en zengin ve nüfuzlu ailesidir. Tek başına birkaç büyük devlet kadar güçlü olduğu iddia edilebilir. 2007 yılında, servetleri 3-4 trilyon dolar, kontrol ettikleri para ise 8-10 trilyon dolar olarak tahmin edilmektedir. İngiliz merkez bankasını yaklaşık 80 yıl boyunca yönetmişlerdir. HSBC Bank, Royal Bank of Scotland, Banco Santander, J.P.Morgan-Chase, De Beers, Rio Tinto, Ing Group ve Avıva en çok tanınan ve bilinen şirketleridir. Rockefeller ailesinin Standart Oil’i kurmasını finanse etmiş, bu sayede de halen Citigroup, Exxon-Mobil, Chevron gibi şirketleri de dolaylı olarak kontrol etmektedirler. Dünya elmas ticaretinin %90′ı, altın ticaretinin % 40′ı, kömür-bakır-uranyum-aluminyum ticaretinin de % 15′i bu aile tarafından yapılmaktadır. 2001 yılında kapanmış olan Osmanlı Bankası ile 2000 yılında Fransız devletine sattıkları BNP Paribas’ ın da kurucuları ve sahipleridir. Fransız şarap endüstrisinin yarısı ellerindedir.

 

John Davison Rockefeller (d. 8 Temmuz 1839 – ö. 23 Mayıs 1937) ABD’li sanayici.

 

Mütevazı bir köy kilisesinde ayin eşyası muhafızıyken, bir ticarî işletmeye muhasebeci olarak girdi. Daha sonra simsarlık şirketine ortak oldu. Rockefeller, petrol endüstürinin vaat ettiği ettiği geleceği ilk sezenlerden biridir. Bir komisyoncu olarak hayata atılan Rockefeller, daha sonra madencilik ve çelik işleriyle uğraştı. 1859′da bir arkadaşıyla Clark ve Rockefeller adını verdikleri bir şirket kurdu. İç savaş sırasında şirket gelişti. Petrolün ileride ticari önem kazanacağını düşünen Rockefeller 1863′te ilk petrol rafinerisini kurdu.

 

Standard Oil Company

 

1870′de kardeşi William Rockefeller’le Standard Oil Company aracığıyla Amerikan petrol sanayiisini tek elde toplamayı amaçladı. Fırsatlardan yararlanarak petrolün trenlerle taşınması için en düşük tarifeyi elde etti. Rakip şirketlerin petrollerini taşımamaları için demiryollarına tazminat ödedi. 1884 yılında rakip şirketlerce kolundan hafifçe yaralandı. 1874 yılında Cleveland’daki 26 bağımsız rafinericiye, kendisiyle birleşmesini önerdi. Yirmi bir rafinerici bu öneriyi kabul etti. Birlikte National Rafinerisi Association’u kurdular. Kısa süre sonra demiryollarını da sahiplenen Rockefeller, böylece 10 yıl içinde birçok petrol kuyusu işletmecisini kendisine bağladığı gibi rakiplerini de aynı fiyatla petrol satmaya zorlayarak iflas etmelerine yol açtı. 1896 yılında yine suikaste uğradıysa bundan da sağ çıkmaya başardı. Bu arada petrol çıkarma ve taşıma işlerinde yenilikler yaptı. 1892′de Amerika’nın ilk gerçek milyoneri oldu. 1910-1937 yılları arasında Dünya’nın En Zengin İnsanı oldu. Birçok yardım kurumu açtı. Bunların başında Chicago Üniversitesi, Tıp Araştırma Enstitüsü, New York’taki ünlü Rockefeller Center vardır. 16 yaşındayken bir ticarethanede çalışmaya başladı. 1870′de hisse senetleri çıkararak Standart Oil Company şirketini oluşturdu. Kısa sürede ABD’deki petrol rafinerilerinin %90′ını denetimi altına aldı. Petrol dışında demiryolları, çelik sanayisi gibi alanlara da el atarak dünyanın büyük tröstlerinden birini kurdu. Bu şirket günümüzde de ABD ekonomisinde büyük bir rol oynamaktadır.Halen EXXON-MOBİL,CHEVRON,CITI GROUP,J.P.MORGAN-CHASE en çok bilinen ve tanınan Rockefeller Ailesinin şirketleridir.

 

John Davison Rockefeller ölünce 912 Milyon $ servet bıraktı. Bu servet günümüzün enflasyon şartlarına dönüştürülünce 189 Milyar $ ediyor. Böylece İnsanlık Tarihin en zenginleri Listesinde birinci olmaktadır.
 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s